29.5.2015 04:00:00
Hayrettin Karaman

Milliyetçilik adına
gemiyi batırıyorlar

İktidara gelmek, daha doğrusu mevcut iktidarı ve onun birinci adamını bertaraf etmek için birleşmiş olan “güçler”, amaçlarına ulaşmak için meşru olmayanı meşru sayar oldular. Bu cümleden olarak ırkçılığı, kavmiyetçiliği, bu manada milliyetçiliği hortlatarak siyaset piyasasına sürüyor ve hepimiz aynı gemide olduğumuza göre gafilce geminin altını deliyorlar.Belki geçmişten ibret alarak aklımızı başımıza devşirmemize vesile olur diye daha önce yazdıklarımdan da yararlanarak bir seri yazı yazmanın faydalı olacağını düşündüm.Ahmed Naîn Bey'den başlayalım:İslâm kaynaklarında “millet” din, “milliyet” de bir dine aidiyet manasında kullanıldığı için bugünkü milliyetçilik tartışmaları o günlerde “kavmiyetçilik, Türkçülük” başlıkları altında tartışılıyordu. Merhum Akif'in: “Hani milliyyetin İslam idi, kavmiyyet ne!” mısrâ'ında bu iki terimin farkı açıkça ortaya konmuştur. Meşrutiyet döneminde birkaç defa şeyhülislamlık makamında bulunan Musa Kâzım Efendi (1858-1920) İslam Mecmuası'nda “Din ve Terakki” başlığı altında üç makale yazıyor, sonuncu makalesinde -ki, bu makaleler Külliyâtı'nda da yer almıştır (s.283)- şöyle diyor: “İslam dini... müslümanlar arasında kardeşlik temelini kurmuştur. Bu temeli kurduktan sonra onu sonuna kadar koruyabilmek için gereken tedbirleri de almıştır. Bu dinde zekatın, yardımlaşma ve dayanışmanın farz olması, düşmanlık ve hasımlığın; gıybet, iftira ve yalanın; iki yüzlülük ve ayrılıkçılığın; bölünme, karışıklık ve bozgunculuk çıkarmanın; bir kavme ve etnik köke bağlı olma davasının (ideolojisinin) şiddetle yasaklanmış olması hep, İslam kardeşliğini devamlı korumak için alınmış tedbirlerdir... (Yapılması gerekenler yapılmaz, yasaklananlar yapılırsa) o millet arasında kardeşlikten eser kalmaz ve bunun sonucu olarak o milletin yaşaması da mümkün olmaz.” Ta'kîb ve Tenkid Mecmuası sahibi Nüzhet Sabit Bey, Musa Kâzım Efendi'nin bu sözlerine itiraz sadedinde bazı sorular soruyor, sorunun muhatabı cevap vermeyince araya Ahmed Naîm Bey (1872-1934) giriyor. Şimdi onu okuyalım: “... adı geçen makaleden bazı ifadeleri naklederek mecmuadan açıklama istiyor ve size göre meselenin kapalı ve problemli yönlerini şöyle soruyorsunuz: Kavmiyet davası ne dereceye kadar dince yasaklanmıştır? Hangi şekli yasaktır?… Türkçe yahut Çince konuşan bir müslüman “Türküm, Çinliyim” demekle kavmiyet davası gütmüş olacak mı? Yoksa asıl maksat, diğer kavmiyet ve milliyetleri aşağı görmemek midir?...” Bu sorulara Ahmed Naim Bey (özetle) şu cevabı veriyor: Musa Kâzım Efendi bu konuya işaretle yetinmiştir. Türk Yurdu Mecmuası'nın yoldaşı olan İslam Mecmuası'nın da, dostunu gücendirmemek için bu konuyu daha fazla deşmeyeceği apaçık bellidir. Şu halde oradaki hizmet arkadaşlarını bu müşkil durumdan kurtarırsam tepki gösterilecek bir iş yapmış olmayacağım. Müslümanlar arasında kavmiyet ve etnik aidiyet davasının belirmesi onbeş yirmi senelik bir iş ise de en ziyade açığa vurulması ve memleketimiz için hayati bir mesele haline getirilmesi Meşrutiyet'ten itibaren başlıyor. Bu da cehalet yüzünden Avrupa'dan aldığımız zararlı, İslam vücudu için verem mesabesinde öldürücü bir yabancı bid'atıdır. Zaten Avrupa'nın daima en fena şeylerini almak, iyi şeylerini de bozmadıkça uygulamamak bizim en dikkat çeken felaketlerimiz arasındadır... Musa Kazım Hazretleri gibi yetkili bir ağızdan, İslam adını taşıyan mecmûada, yukarıya aldığımız sözlerinden başkasının çıkması zaten ihtimal dahilinde değildir. (Devamı var)